Travesti – Travesti

Travesti

Travesti travestiler Ankara Travestileri İstanbul Travestileri İzmir Travestileri Eskişehir Travestileri Travesti Ankara

Travesti kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti neden bu tutumda ısrar edilmektedir ?

Travesti neden bu tutumda ısrar edilmektedir ?

Arınç’ın konuşmasındaki maksadı belki de vekillerin verdiği tepkilerden okuyabiliriz. Vekiller konuşmaya utangaç gülüşmeler ve kahkahalarla yanıt verdi. Show tamamlanmıştı. Komedi unsuru travesti ler incelikli bir söz sanatıyla Meclis’in gündemindeydi işte…
Aralık ayı Meclis açısından her zaman kritik bir ay olmuştur. Bir senenin bakiyesinin masaya yatırılmasından değil, yeni senenin bütçesinin belirlenmesinden ötürü çok sert tartışmalar her daim yaşanır. Geçmişe dönük özeleştirel bir bakışın, yapılan işlerin değerlendirilmesi kültürünün eksikliğinden olsa gerek; yeni senede kime ne kadar para verileceği uzunca süre tartışılır. Nelerin eksik ya da yanlış yapıldığı ise Meclis kürsüsünde muhalefetin zorlamasıyla çok kısa süre yer bulur. “Milletimizin vekilleri” millet adına ne yaptıklarının hesabını çok vermez de, neler yapacaklarının vaatleriyle yeni bütçeyi belirlemeye uğraşır.
Bütçe görüşmeleri bir travesti  yandan da, yeni dönemde Meclis’in siyasal tutumuna ilişkin ayna vazifesi istanbul travestileri görür. Savunmaya ne kadar para gidecek? Eğitim bütçesi ne olacak? Sağlık bütçesi ne durumda? Ama vekiller için illa ki en önemli soru: Milletvekili maaşlarına ne kadar zam gelecek?
Tariz ustası Arınç’tan “olgunluk” gösterisi
Bütün bu “mühim” tartışmalar hararetlenmişken Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ortamı yumuşatmak için bir komedyen edasıyla espri üstüne espri yaptı geçenlerde. Farklı siyasal tutumlardan ana akım medya da bu konuşmayı alkışlarla yansıttı. Nihayetinde Meclis’in gergin ortamında alışık olmadığımız bir “olgunluk” örneğiydi bu konuşma.
Peki “alışık olmadığımız” neydi? Arınç’ın konuşmasında alışık olmadığımız bana kalırsa söz sanatlarından birinin incelikli kullanımıydı. Sözü eğip bükmede, hakikati buğulu aynaların süzgecinden geçirerek görünmez kılmada usta bir siyasetçi olan Bülent Arınç, tariz sanatının en ince örneklerinden biriyle karşımızdaydı! (Tariz nedir diye sorarsanız az önceki cümlem de bu sanata örnek teşkil edebilir. Ama en yaygın tanımına göre tariz, kapalı bir biçimde, dolaylı olarak söz söyleme, taşlama, sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmek)
Dolaylı anlatımlar yerine doğrudan yalana başvurulmasına alışık olduğumuz Meclis kürsüsünden bir hoş tını olarak, söz sanatlarına başvurulan bir konuşma duymak kulaklarımızdaki pası pek de silmedi. Zira Arınç’ın konuşmasında orijinal olan pek bir taraf da yoktu. En azından translarla ilgili sözleri, duya duya kulaklarımızda bağışıklık yaratacak kadar çokça yinelenen bir teraneden öte bir mana taşımıyor.
Ne demişti Arınç?
LGBTİ haklarını savunan, Meclis kürsüsünde travesti aktivistlerle birlikte basın açıklaması düzenleyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Mahmut Tanal’ı çok beğendiğini ve “cesur” bulduğunu ifade etti Arınç. Öyle ki, Tanal her kişinin değil er kişinin “kârı” bir işe imza atmıştı. (Kâr ifadesinin burada ne anlam taşıdığı hususuna çok vakıf değiliz. En iyimser tahminin harcı demek yerine kârı dediği yönünde) Meclise transları çıkarmak sonuçta büyük bir cesaretti. Tanal da çok cesurdu, çok “er” bir kişiydi!
Arınç’ın konuşmasındaki maksadı belki de vekillerin verdiği tepkilerden okuyabiliriz. Vekiller konuşmaya utangaç gülüşmeler ve kahkahalarla yanıt verdi. Show tamamlanmıştı. Komedi unsuru translar incelikli bir söz sanatıyla Meclis’in gündemindeydi işte…
Başka birçok konuda da yorumlarını esirgemeyen olgun ve şakacı Başbakan Yardımcısı’nın bütün ifadelerine ehemmiyet atfetmek beyhude bir çaba. Ama translarla ilgili sözlerinin özel bir ilgiyi hak ettiği de su götürmez bir gerçek. AKP’li vekil ve bakanların Meclis kürsüsünden “hasta” ilan ettiği LGBTİ’lere ilişkin belli ki Arınç’ın çok daha başka bir yaklaşımı var. Kendisi, translar özelinde LGBTİ’ler üzerinden muhalefeti taşlamanın dayanılmaz şehvetine kapılmayı tercih ediyor. (Şehvete ilişkin Arınç’ın konuşmasından bir kuple daha: “Şurada bağırıp çağırıyoruz, dışarı çıktığımız zaman ’saygılar efendim’ diyoruz. Bunu bu kürsüde de yapalım yani kabahat şu koltukların renginde midir, yoksa bu kürsünün şehveti midir, nesidir bilmiyorum. Ama kendimizden geçiyoruz kardeşim, tanıyamaz hale geliyoruz.”)
Yasalar gereği Meclis kürsüsünde yurttaşların haklarını savunmak, onlara vekaleten yasama faaliyetinde bulunmakla mükellef milletvekillerinin LGBTİ yurttaşların haklarını savunmamasıdır asil garip olan. Ancak hukuk ve demokrasi denen kavramları iktidar yarışında meze olarak gördüğümüzden olsa gerek, Meclis’te LGBTİ haklarına ilişkin herhangi bir çaba garip, tuhaf ve sıra dışı kaçıyor. CHP ve HDP’li bazı vekillerin LGBTİ haklarına ilişkin çalışmaları, iktidar partisi tarafından karalama amacı olarak kullanılabiliyor. Tanal’ın, temel insan hakları çerçevesindeki soru önergeleri, kanun teklifleri ve basın açıklamaları cesur bulunmak suretiyle marjinalleştiriliyor. Öyle ki Tanal’a “er” kişi payesi alaycı bir vurgulamayla veriliyor. Tariz sanatının incelikli bir örneği ile hakikatin üstü örtülüyor.
Arınç’a birtakım “cesur” sorular…
Eşitlikçi, özgürlükçü toplum düşlerimizi bir tarafta tutarak; halihazırda var olan sistemde bile yapılması elzem bazı uygulamaları biz tekrar hatırlatalım. Hakikate olmasa da bazı küçük noktalara ışık tutmuş oluruz belki…
İlk olarak sormamız gereken soru, Mahmut Tanal’ın neden LGBTİ haklarını savunduğu sorusu değil. Veya ilgilenmemiz gereken mesele Tanal’ın cesareti ya da ne kadar “er” kişi olduğu değil. Doğru soru, neden diğer milletvekillerinin bu ülkenin yurttaşları olan LGB travesti magazin İ’lerin uğradığı ayrımcılığa karşı bir şeyler yapmadığı sorusudur. Soruyu buradan kurduğumuzda, neden Arınç’ın kendi ifadesiyle “er kişi” olarak bu meseleye dair çalışmadığının cevabını almak gerekir. Neden iktidar partisi Anayasa’nın ayrımcılığı düzenleyen maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin eklenmesini engelledi? LGBTİ’ler neden nefret suçu ve söylemine karşı yasal olarak korunmuyor? Hadi yasaları geçelim neden Ayrımcılık Mevzuatı ve Eşitlik Kurulu Yasa tasarısına “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadeleri eklenmiyor? Bütün bunların yapılmaması ayrımcılığa ortak olmak demek değil midir? Bir kısım yurttaşlarının ayrımcılığa uğraması travesti siteleri gerçeğini görmeyen, yüz çeviren, bu ayrımcılığa karşı mücadele eden siyasî partileri de taşlamayı tercih eden bir iktidar partisi ayrımcılığı yeniden ve yeniden üretmez mi? Peki ayrımcılığı her daim yeniden üreten bir iktidar partisi bu ülkeyi “yönetmeye” hangi meşru temellerle devam edebilir?
İkinci sorumuz ise belki şu “er” kişi meselesine ilişkin olabilir. Kadın cinayetlerinin önlenemez biçimde yükseldiği ülkemizde erliği ve erkekliği kutsamanın ne anlama geldiğinin farkında mıyız? Cesur erkeklerin tarihi ve bugünü şekillendirdiği şu hayatta kadınlara düşen ölmek midir? Cesaretinizin bedelini kadınlar canlarıyla mı ödemelidir? Peki ya, LGB travesti haberleri İ haklarını savunan birisinin “erliğini” alaycı bir şekilde hatırlatmanın maksadı nedir?
Üçüncü sorumuz ise cesaret meselesine biraz daha odaklanabilir. Toplumsal bir hakikati savunmanın kendisini cesaret olarak nitelemek ne anlama gelir? Madem ki Meclis’te LGB travesti İ haklarını savunmak cesaret, o zaman Meclis’i değiştirmeniz gerekmez mi? LGB travesti İ haklarını savunmayan bir Meclis’in işlevi nedir? Toplumun bir kesimini görmezden gelme ve görenleri de marjinalleştirmenin milletvekili ve Hükümet yetkilisi olmak ile bağdaşan tarafları var mıdır? Yoksa neden bu tutumda ısrar edilmektedir?
Sorular çoğaltılabilir. Ve umarım bir gün herhangi bir gazetecinin bu soruları Arınç’a ve Hükümet yetkililerine doğrudan iletebilmesi mümkün olur. Böylece, LGBTİ yurttaşların uğradığı ayrımcılık ve nefret cinayetlerinin üstünü kahkahalarla örttüğümüz günleri aşabiliriz. Translar da bir komedi ve aşağılama malzemesi olmaktan kurtulur da Meclis’in hakikaten Meclis olduğu; vekillerin ise bu toplumun her bileşenine vekalet ettiği günlere ulaşabiliriz. travesti blog

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , diğerleri olsaydı bana bırakmazdı

Travesti , diğerleri olsaydı bana bırakmazdı

Geçenlerde çarkta bir travesti nin Suriyeli bir mülteciyle tartıştığını gördüm. Yanlarına gittikten sonra sorunun tamamen eğitim hatasından geldiğini anladım. Mülteci bir travesti ile seks yapmak istiyor belli… Ama bizim kız delirmiş! “Anne şunu başımdan al, öldüreceğim şu mülteciyi” filan diye bağırıyordu. Kız uzaklaştı. Adam muhtemelen kıza sorduğu soruyu bana da sordu: “Top musunuz?”
Aslında adamın niyetini anladım. “Evet”, dedim. Adam çok sevindi, topları çok sevdiğini anlatmaya çalıştı. Afrika’daki birçok Müslüman ülkede olduğu gibi, Hocaefendi Suriye’de de Türkçe’yi öğrettiğinden olacak bizleri de “top” diye öğrenmiş. Nerden bilsin elin mültecisi, öyle öğretmişler.
Ay çocuğa bir baktım, büyük ikramiye gibi. Parası azmış ama ince bıyığın altında kalın dudaklar, geniş omuzlar, uzun boy, altında da kalite sayılabilecek bir eşofman giyinmiş. Yeme de yanında yat, anlayacağınız. Ayrancı’da oturabilmeyi başarmış filan. Sanırım vatan hainidir…
travesti Bizim cart curt kızlar onu bana bırakmazdı ya Hocaefendi’nin Türkçesi sayesinde bana kaldı istanbul travestileri çocuk. Valla bizim kızlar “top” denmesine çok kızıyor bunu bilin. Orada burada “top” diye konuşmayın. Ama bana diyebilirsiniz. Çok “top” deme ihtiyacınız varsa bana diyin kızlara demeyin. Aman var ya Allah korusun!
Çocuğun davranışlarına, seksine şahit olurken psikolojisini anladım. Davranışları bir travesti gibi. Aklınıza hemen ibnelik gelmesin ayol çocuk digin değildi. Ayrıca çok iyiydi.
Savaş psikolojisi değişik bir şey. İnsan muhtemelen hayata, insanlara, dünyaya, geride bıraktıklarına, ülkesinde yaşadığı yaşama bakıyor sürekli. Bana çok zengin olduğunu ve normal bir erkek olduğunu söyledi. Tabi beni sikenlerin hepsi normaldir. Ben bir sorun bulmam ama hepsi bana normal olduklarını ısrarla anlatırlar. Bu beni sikmeyle yaşanılan bir his sanırsam. Birisi sizi siktikten sonra “Ben normalim” diye anlatıyor mu bilmem ama beni siken her erkeğin seksin hemen sonunda normal olduğunu söylemesi bir ayindir. Ben de teselli ederim. Normalsin aslanım, derim.
O normal nedir, ben de çok merak ediyorum. O normal erkek kalıbını bir görsem, şablonu alacağım ve bana “Normal miyim” diye soranlara hemen göstereceğim. O şablon erkeği bir görsem ben zeki kadınımdır, hemen öğrenirim.
Neyse kızlar, bizim mülteci çocuğa dönersek; o da benim gibi çok yorgun belliydi. Son işim olsun, dedim ve az Türkçeli bir muhabbet başladı. Bana yersizliğini, yurtsuzluğunu, ünvansızlığını anlatmaya başladı. “Eskiden ben” diye başlayan cümlelerinin benim yaşadıklarımla bire bir uyuştuğunu fark ettim. Ben eskiden de iyi bok değildim ya neyse… Travestiler de böyle şeyleri çok anlatır. Bir mülteciyle aynı sorunları yaşadığıma inanamıyordum. Koskoca evrende bir noktayı kaplayabilmek için aynı korkulu hırıltıyı çıkarıyorduk. Sürekli dinamik, hiçbir şeyden korkmadığını söylüyordu bana. Tıpkı benim gibi… Aslında her şeyden çok korktuğunu ben biliyorum. Böyle olmasa daha iyi olurdu diye yetersiz çözümlemelerimizle de aynı uçsuz bucaksız yolculuğa çıkmışız gibi…
Bana hep Batı’dan bahsediyor. Ben de ona kaçmak istediğim bu lanet Ortadoğu çıkmazından. Kaotik bir şekilde sürekli dipten korkuyor. Parası bitince kirasını nasıl ödeyecekti? İş yok, dil yok, pis bir vatan haini, mülteci… Tıpkı benim gibi. Dünya ona da bir garip savaş psikolojisi yaşatmış.
Bak mültecim, sen de diplerde yaşamayı öğrenmelisin. Diplerde de nefes alınabiliyor. Benim yolculuğum doğduğumda başladı. Senin kısa süre sonra bir vatanın olacak. Yine bir dine mensup olacaksın. Bir ailen olacak. Bu durum sende geçici, diye anlattım. Ölmeyenleriniz yine buluşursunuz, tıpkı bizim gibi anlatırsınız sürekli ölülerinizi, kaybettiklerinizi.
Kayıplarıma hep ben karar verdim mesela. Annemi, babamı, dinimi, ülkemi yitirmedi ben istedim. Ama her yitirdiğim şeyin diyeti bende saklı kaldı. Verdiğim her cenaze beni tekrar tekrar ben yaptı. Bu, dizlerimin bedenimi hissetmesi gibi bende net. İçimdeki savaş hiç bitmeyecek, hep haykıracak.
Dışarıda bir savaş vardı. Ve ben hemen yanı başımdaki mültecinin çıkamayan dilini anlamıştım. Tıpkı bir transın varoluşunda yaşadığı yalnızlık gibiydi. Annesizliğin, babasızlığın aynısıydı.
Mülteciyle aynı haritaya yolculuk yaparsak kurtulurduk. Dilimiz buralarda yaşamaz. İkimizin de kaçmak istediği yerler aynı. Ama benim dizlerimin gerçekliğini de düşününce bu yolculuğu bitiremeyeceğim gerçeği tokat gibi vurdu yüzüme. İkimiz de ucuza yaşayabileceğimiz evler arıyoruz. Bu nasıl kader? Varoluşumun zorunlu mülteciliğe dönüşmesini anlamış değilim.
O dinini değiştirmemiş. Halen Müslüman ama benim de bazen çok tanrıya ihtiyacım oluyor. Tıpkı onun gibi ben de kızımla sorunlarımızı tanrı sayesinde çözdüğümü fark ettim. Şikayet edebileceğin hiçbir yer kalmayınca bunları kime şikayet edeceksin? Beni öldüren, yok etmeye çalışan sokak çetelerini, polisi, devleti hepsini Allah’a havale etmekten başka şansım yok. Tek silahım biber gazım. Mültecide de bıçak var. Gerçi biber gazını sıkınca ben mağdurdan daha çok etkileniyorum ama ben politik bir biber gazı geleneğinden geliyorum ve onu yaşatıyorum. Benim fikirlerime de hep biber gazı sıkılır. O yüzden yanımda hep iki tane gaz gezdiririm. Biri biber gazım diğeri astım gazım. Yaşam gereçlerim küçücük şişelere sıkıştırılmış gazlar.
“Koduğumun ibnesi bir yarak yedi, çıkardığı sonuçlara bak. Ye yarağı, bak tadına sana ne” diyeceksiniz ama ne yapalım ben de böyleyim. Yediğimi içtiğimi anlatmasan ne anlatacağım?
45 yaşındayken birinden tokat yemek çok ağrına gidiyor insanın. Bu hissi ben biliyorum. 45 yaşındayım ve halen herkesten, götü boklu ergeninden tut da polisine, devletine, Müslüman’ına, faşistine, solcusuna herkes bana tokat atar ve tokatını hukuğu önünde legalleştirir. Tokatı yersin ve haksız duruma düşersin. Bu duyguyla yaşamak yordu. Artık zalimliğe dur diyecek kimse kalmadığı için kızım Gülşen’le ben bir Allah yapmak zorundaydık kendimize. Ama işte ne travesti haberleri yapacaksın Allah’la ilgili tek yol ise dinler. Birkaç din var ve o dinlerden birine mensup olabilsen rahatlayacaksın. Ama o dinlerdeki yollara göre de lanetlisin. Yolların tapusu çoktan birilerine ayrılmışken, sana ayrılan tapu sadece cehenneme aitken ne yapacaksın? Ne garip dünya… Yolda durmamın karşılığı bile vergi, Tanrı’nın yolu da bana kapalı.
Hiçbiriniz benim bir Tanrı’ya, anneye, babaya, sevgiliye, kocaya, çocuğa ihtiyacımı bilemezsiniz. Çok yorgunum ben. Bu söylediklerimi tekrar tekrar kurmak zorunda kaldım. Satın alınmadan olan bir anne nasıl bir annedir, bilmiyorum. Bilmiyorum demek, özlemiyorum, istemiyorum demek değil.
Erkek olarak bir rahmetli babamı satın alamadım. Gerisini çok ucuza kapattım. Bir tane parasına üç tane satın aldım. Hiçbirinden de memnun olmadım. Bütün pislik, bok, püsür, cinayet, iktidar her şeyin erkeklikten çıktığın bildiğim için erkeklerin kolay satın alınabilir varlıklar olduğunu da bilirim. Paran yoksa göte bile tavdırlar. Kolay bulunurlar ama bir kez alındı mı başa da beladırlar. Şayet bir erkeği illa almak zorundaysanız kıçına parmak sokun ki biraz yumuşasınlar. O zaman biraz tahammül edilebilir hale geliyorlar. Yumuşuyorlar. Ne komik cins ki kıçından yumuşatılabiliyor. Evrendeki, uzaydaki yerimi satın alıyorum. Satın alamadığım ise kalbimin derinlerinde duran, bana en büyük yarayı veren, kendimi anlatmama izin vermeyerek ölen, beni öldürerek giden babamdır.travesti blog

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , kendimi utançla hırpalamaktan vazgeçiyorum

Travesti , kendimi utançla hırpalamaktan vazgeçiyorum

Ne üstün zekâ, ne hayal gücü ne de her ikisi beraber, bir dahi yapmaya yeter. Sevgi, sevgi, sevgi… İşte bu dehanın ta kendisidir.
Çakan şimşeğin gürültüsüyle uyandığında ter içindeydi. Sırılsıklam olmuştu yastığı. Pencerede rüzgârın ıslığı, yağmurun tıkırtısına karışıyordu. Yine aynı düş, yine aynı travesti umarsızlık… Dikkatini biraz dağıtmak umuduyla kalkıp balkona çıktı. Esintiden yalpalayan damlalar hınçla çarpıyordu suratına. Saçlarının ıslanıp dağılmasına aldırmaz görünüyordu. Gecelerine yumuşacık dokunan su perisi, yine uykusunda yalnız bırakmamıştı onu.
Su perisi… Ulaşılmazına bu adı bulmak hoşuna gitmişti. Gülümsemeye çalıştı, olmadı. Hiç değişmeden başlayıp hep aynı yerinde bölünen rüyasının etkisindeydi hâlâ. Yıllardır alışamamıştı buna, her seferinde sanki ilk kez görmüş gibi sarsılır, hayra yorsun diye düşünü suya anlatmayı bile geçirirdi aklından. Bu kez farklıydı. Hayattaki tek hasreti, kurduğu cümlelerde gerçeğe daha yakın, güzelliğiyle daha kıyıcıydı sanki.
“Çocukken çok haylazdın Selva. Her seferinde anneni yatıştırmak da bana düşerdi tabii. Ama büyüdükçe duruldun, annen de ben de seni tanıyamıyorduk. Yüzüne tuhaf bir hüzün gelip yerleşti. En ufak şeye kızıp ağlar oldun. travesti Odana kapanıp panjurları indirdin mi kimse istanbul travestileri yaklaşamazdı yanına. Müziği sonuna kadar açıp saatlerce yerinden kımıldamazdın, hatırlıyorsun değil mi? Üniversiteyi bitirdin, ama o ilk genç kız çağlarının yabanıllığını hiç atlatamadın. Neden peki? Şimdi derdin neyse söyle diyeceğim, yine tersleyeceksin beni, susuyorum o yüzden.”
“Derdim ne mi? Derdim benim gibi olanların içinde dahi kabul görememek. Derdim sevmek, sevip susmak. Utanıyorum, anlıyor musun? Hayır, anlamıyorsun, anlamayacaksın da. Kendimden kaçabileceğim bir yer olsa keşke, diyorum bazen. Anla, anla artık… Anla ne olur…”
En kıymetli varlığının, karşısında şaşkın, donuk gözlerle bakması daha da çileden çıkarıyordu Selva’yı. Çırpınıyor, ama işitilmiyordu. Her cümlede bir perde daha yükselen sesi hırıltıya dönüyordu sonunda. Tüm umutsuzluğuna rağmen beklemekten vazgeçemediğini anlatabilecek bir kelime yok muydu?
Gölgesine dokunmanın bile mucize olduğu bir periyi öpmek, okşamak… O küçücük ellerin sıcaklığını duyumsayıp, dudaklarının taç yaprakları gibi dokunuşuyla büyülenmek… Gözlerindeki donukluğun yerini sevecenliğin aldığını görünce daha sıkı sarılmak, daha bir bütün olmak… Gerçeğin sancısını kısacık bir an için uyutabilmek… Ne kötü şeydi şu “mümkün kılmak” sözü.
Rüyası gökgürültüsüyle en tatlı yerinde bölündüğü zaman, yastığındaki ıslaklığın gözyaşı mı, ter mi olduğunu anlayamamıştı. Balkon demirlerine yaslanmış, geceyi dinliyordu. Parmakları soğuktan kasılıp uyuşmuştu. Yalnız bedenini değil, ruhunu da kırbaçlıyordu yağmur.
Safralarından kurtulmanın tek yolu, kendi kendine konuşmaktı. Sustuklarını kelimelere dökmeden zehri akmıyordu. Ne zaman kederin pusu altında ezileceğini sansa, asla açıkça söyleyemeyeceklerini perisine mırıldanıyordu içinden. Yürüyüşe çıkmak, yazmak, kitap  travesti haberleri okumak… Hiçbiri bu sessiz itiraf anları kadar iyi gelmiyordu.
“Yetmedi mi yıllardır aldığım her nefese sızman? Öyle bir an geliyor ki, nefret ediyorum senden. Bunca zamandır hırçın sıkılganlığımın farkındasın. Varlığının da, yokluğunun da en büyük sitemim olduğunu görmezden gelmeye çabaladıkça acıyorsun bana.” Gerçi kime kızıyorum ki? Her kıpırdanışını ezber edip savrulan, hem de tek bir ümit kırıntısına bile tutunamadan savrulan ben değil miyim? Soran bakışlarını yakalıyorum bazen. Biliyorsun, ikimizi bambaşka evrenlere ait kılan o keskin çizgileri asla aşmaya yeltenemeyeceğimi bal gibi biliyorsun. Kurşuni bir ağırlık çöküyor aramıza. Başımın üstünde salınan bulutlar bile omuzlarıma biniyor apansız.
İçimi döker, anlaşılırım sandım.  Hata ettim! Kimseye söz etmemeliydim senden. Sevmek için belli kriterlere takılıp kalmak zorunda mıyım ki? Kim, ne zaman koymuş, nereye yazmış bu travestiler kuralı? Gerçek aşkı hissettiren tek varlık benden yıllar önce dünyaya gözlerini açmışsa suçum ne?
Her hücreme ilmek ilmek işlediğim kadını özgürce sözcüklere dökebileceğim insanların arasına karışmak istiyordum. Üye olduğum sohbet sitelerinde, heteroseksist algıdan daha tutucu bir anlayışla karşılaştım. Arayışım neydi? Feminen miydim, maskülen mi? Hâlâ kız mıydım? Kolileşmeye açık mıydım peki?
Tam anlamıyla hüsran. Belki bir dert ortağı bulurum umuduyla tanıştığım insanlarca da kabul görmemiştim. Homofobinin dayattığı kalıplara direnenler, kendimden büyük bir kadına âşık olmamı ölçülerine aykırı buldukları için normal karşılamıyorlardı. Dış dünyada maruz kaldıkları önyargıdan şikâyet ediyor, sonra da benim kemikleşmiş tutkuma sapıklık damgası basıveriyorlardı. Kendileri ahlâklı, ben sorunlu eşcinseldim öyle mi?
“Ay şaka yapıyosun! Hangi boyutta yaşıyosun sen kızım? Biz de eşcinseliz ama gidip annemizin en yakın arkadaşına falan âşık olmuyoruz yani. Biraz silkelenip açılmaya bak; azıcık şöyle kafelere takıl, barlara ak da iki akran görsün gözün.”
Hayır! Saçlarını okşadığımı ya da soluk alıp verişini dinleyerek uyuduğumu hayal ederken, travesti onların tabuları umurumda oluyor mu sanıyorsun? Çitlerin dışına atlayıp evden uzaklaştığı için dayak yiyen çocuklardan farkım yok, biliyorum.
Ortaokulda, beslediğim sevginin ölçüsüzlüğünü sezer gibi olmuştu annem. Bana yapacaklarından değil de, yüzünü bir daha görememe ihtimalinden korkmuştum en çok.  Fazla dikkat çekmemek için daha ters davranmaya başlamıştım. Yanıma yaklaştığında kokun başımı döndürürdü, bir şey belli etmeyeyim diye çatardım kaşlarımı. Sorunumun ne olduğunu öğrenmeye çalıştığında yalnız kalmak istediğimi söyleyip kendi köşeme çekilirdim. Oysa seni soluyor, seni yaşıyordum tüm benliğimde.
Bazen rüyalarıma sızma artık diye günlerce, belki haftalarca uykusuz kalmak geliyor içimden. Herkese, her şeye kızıyorum. Utanıyorum. Öyle yorgun düşüyorum ki sevmekten, tamam artık, bitti, vazgeçtim, diyorum. Düşünmemek için var gücümle sarılıyorum günlük hayatın koşuşturmasına. Yeni insanlarla yeni ilişkilere başlamak geliyor içimden. Başarabilirim sanıyorum. Hem öfkemle, hem özlemimle çelişiyorum. Korkuyorum, çok korkuyorum. Buz kalıbına dönmüş bir kalbi taşımanın yorgunluğunu duyuyorum bedenimde. Ama sen, yine bir yerlerde ufacık bir tohum olarak kalıyorsun, düştüğün yerde unutulduğunu sanarken serpilip boy veriyorsun. Bıraktığımdan daha âşık buluyorum kendimi. Adını sayıklamadığım hiçbir geceyi yaşanmış saymıyorum. Yanıbaşımda filizlenmiş bir masala tutkunum yıllardır. Gün geçtikçe sürgün veriyor; elimi uzattığım anda yitip gidiyor. Boşluk, hep boşluk. Hem bu kadar yakın olmak, hem böylesine uzağında kalmak ürkütüyor beni. Yanıbaşında yaşlanamayacağımı düşündükçe, en derinlerime itip bastırdığım karayel, zincirlerinden boşanıveriyor sanki. Üşüyorum. Ne zaman bir başkasına ilgi duymaya çalışsam suçluluğum oluyorsun. Girdiğim her tünelin sonu hep aynı silüete varıyor. Labirentin bitimindeki ışıktan önce görüyorum resmini
Zaman, aşk dışında her şeyi süpürüyor, eksilttiklerinin yerine yenilerini koyuyor. Yüzüme bakanlar, kuytularımdaki yıkımı göremiyorlar. Nefretim de, öfkem de elini bir kez olsun travesti siteleri tutamayışımdan değil, o elleri bir adamın ısıttığını bilmenin dayanılmazlığından.
Gün oluyor, kendimi utançla hırpalamaktan vazgeçiyorum. İnsanlar ölçülere göre severken, ben tüm o gereksiz sınırlardan kurtulma cesaretini gösterdim, diyorum. Sevmek için onaylanmaya ihtiyacım mı var ki? Onlar kabul etse de, alaya alsa da, hiçbir şey benim kaybolmuş yanımın bir su perisinde olduğu gerçeğini değiştirmez. Sen bile alamazsın içimdeki yankını artık.”
Odaya döndüğünde titriyordu. Başını yorganın altına sokup dizlerini karnına çekti. Evde yalnız olduğu halde gürültü yapmaktan korkar gibi, kesik kesik hıçkırıyordu. Çocukluğundan beri ya duyarlarsa, korkusunu üzerinden atamamıştı bir türlü. Rüyasını kaldığı yerden sürdürmesine bari bu kez izin versin diye Tanrı’ya yakarırken, dudaklarından dökülen cümle hiç değişmiyordu:
“Benim suçum değil! Benim suçum değil! Benim… suçum… benim… benim…”  blog travesti

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti Pınar Selek davası bugün görüldü

Travesti Pınar Selek davası bugün görüldü

Mısır Çarşısı davasının bugün görülen duruşmasında Savcı Pınar Selek hakkında ağırlaştırılmış travesti müebbet hapis cezası istemini yineledi. Yazar Karin Karakaşlı duruşmaya, “Sürecin kendisi psikolojik işkenceye dönüşmüş durumda” ifadeleriyle tepki gösterdi.
Sosyolog Pınar Selek’in yeniden yargılandığı Mısır Çarşısı davası bugün İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Cumhuriyet Savcısı mütalaasında Selek’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını istedi.
Selek’in avukatları ise, bütün delilleri tartışmak üzere Mahkeme’den ek süre talep etti. Dava 19 Aralık’a ertelendi.
Pınar Selek’e adalet için bir araya gelen Hâlâ Tanığız Platformu’ndan gazeteci, yazar Karin travesti siteleri Karakaşlı; duruşmayı değerlendirdi.
“Savcı mütalaasını gerekçesiz açıkladı”
Savcının mütalaasını delilleri ve süreci yeniden inceleyerek gerekçeli bir şekilde açıklaması gerektiğini hatırlatan Karakaşlı, “Savcı gerekçesiz olarak mütalaayı tekrarladı. Bütün bu dava konusu olan her şeyin delili ile beraber gözden geçirilerek bu mütalaanın verilmesi gerekiyordu. Pınar hakkındaki bütün iddialar savunma makamı tarafından zaten çürütülmüş ve üç kez beraatle sonuçlanmıştı” dedi.
Karakaşlı avukatların 19 Aralık’taki duruşmada ortada yeni hiçbir ek inceleme olmadığı için travestiler beraatle sonuçlanmış savunmayı tekrarlayacağını söyledi.
“Geciktirilmiş adalet bizatihi cezadır!”
Yurtdışından kalabalık bir heyetin de takip ettiği duruşmanın ve dava sürecinin “psikolojik işkenceye” dönüştüğünü de vurgulayan Karakaşlı şunları kaydetti:
“Sürecin kendisi psikolojik işkenceye dönüşmüş durumda. Beraat denilen şey bir kez olur ancak biz bu davanın bu kadar uzamasını anlamakta zorlanıyoruz. On altı yıl yokmuşçasına yeniden dava görülecek. Geciktirilmiş olan adaletin bizatihi kendisi bir cezadır. Bir an önce nihai beraati bekliyoruz.”
Ne olmuştu?
Pınar Selek’in yargılandığı Mısır Çarşısı davasında Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin müebbet hapis kararını bozmasının ardından yargı süreci yeniden başlamıştı. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi ise 3 Ekim’de görülen son duruşmada Yargıtay bozma kararına uyarak Pınar Selek hakkında verilmiş olan mahkumiyet kararını ve yakalama kararını ortadan kaldırmıştı.
Hâlâ Tanığız Platformu da travesti  duruşma öncesinde Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması istanbul travestileri yapmış ve “On altı yılın hesabını tutuyoruz. Nihai beraate kadar buradayız. Nihai beraate kadar bu davanın takipçisiyiz” demişti.
Hâlâ Tanığız Platformu, Sosyolog Pınar Selek’in on altı yıldır yargılandığı Mısır Çarşısı davasının İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşması öncesinde Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.
Pınar Selek’in yargılandığı Mısır Çarşısı davasında Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin müebbet hapis kararını bozmasının ardından yargı süreci yeniden başladı.
Savcılık mütalaa ve taleplerini açıklayacak
İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi 3 Ekim’de görülen son duruşmada Yargıtay bozma kararına uyarak Pınar Selek hakkında verilmiş olan mahkumiyet kararını ve yakalama kararını ortadan kaldırdı. Bugün de Savcılık makamının davaya ilişkin mütalaası ve taleplerini açıklaması bekleniyor.
Duruşma öncesinde Çağlayan Adliyesi önünde toplanan Hâlâ Tanığız Platformu üyeleri ise, “On altı yılın hesabını tutuyoruz” dedi.
“On altı yıldır mahkeme kapılarındayız. On altı yıldır diye başlayan cümleleri dahi eskitecek kadar uzun zamandır garip bir döngünün içindeyiz. On altı yıldır süren, on altı yıldır süründürülen Pınar Selek davasında bugün yeni bir duraktayız” diyen Platform,  on altı yıldır dayatılana inat travesti haberleri bambaşka bir tarih oluşturduklarını hatırlattı.
“Elden alınmaya çalışılan hayata anlam üretmek”
Platform, yaşamak ve yaratmak üzere Pınar Selek’i görmek, başka başka meydanlarda el ele farklı meseleler için onunla birlikte yürümek istediklerini de vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Pınar, insan sabrı ve kudretini sınayan bu insafsızlığa, bu hakkaniyetsizliğe çalışarak, üreterek ve doya doya yaşamaya devam ederek dayanıyor. Bugün doktorasını verdiği Strasburg Üniversitesi başta olmak üzere, dünyanın farklı köşelerinden öğretim üyesi, gazeteci, siyasetçi, yazar, avukat, aktivist dostlarımız bir kez daha yanımızda. Bizleri ortak davamız ve Pınar’ın ördüğü güzelim ağlar buluşturdu.
“Aslında burada yaptığımız şey, birbirimize verdiğimiz ortak mücadele sözünü bir kez daha var gücümüzle yinelemek. Birbirimizin varlığından güç alarak elden alınmaya çalışılan hayata anlam üretmek.”
Nihai beraate kadar buradayız!
Platform son olarak, “28 Şubat karanlığının ürünü bu davanın adaletle nihayetlendirilmesi, yüzleşme ve demokrasi mücadelesi adına da sınav niteliğinde. On altı yıldır söylediğimiz üzere, mücadelemiz sadece tek bir insan için değil adalet ve özgürlük hakkımız için. Bu ülkeye inanabilmek, onu memleket sayabilmek için. Nihai beraate kadar buradayız. Nihai beraate kadar bu davanın takipçisiyiz” dedi. blog travesti

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti transfobi varken ne eşitliği bu

Travesti transfobi varken ne eşitliği bu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Temmuz 2010’da ilk defa dile getirdiği kadınla travesti erkeğin hiçbir şekilde eşit olamayacağı söylemini bugün bir kez daha tekrar etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemi, Türkiye’nin de imza attığı birçok uluslararası sözleşmede yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine karşı çıkmaktadır.
Zaten Dünya Ekonomik Forumu’nun Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna göre 142 ülke arasında en sonlarda, 125. sırada olan Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemiyle cinsiyet eşitliğini sağlamak konusunda bir politika uygulamayacağını Cumhurbaşkanı’nın ağzından beyan etmiş oldu. Türkiye Anayasası’nın 10. Maddesi diyor ki, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan bu söylemi ile Türkiye Anayasası’nı da ihlal etmektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünkü beyanatları Türkiye’de on yıllardır toplumsal cinsiyet eşitliği için çaba gösteren kadın hareketinin tüm kazanımlarını yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu söylem ayrıca uluslararası insan hakları rejimleri çerçevesinde oluşturulmuş, Türkiye’nin de imzacısı olduğu ve Türkiye Anayasası’nın 90. Maddesi uyarınca kanun hükmünde olan, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşme’ne aykırıdır. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın bu beyanı Türkiye’nin de taraf olduğu 1995 Pekin Deklarasyonu, Pekin +5, Pekin +10, Pekin +15 ve bunlara ilişkin tüm BM Kadının istanbul travestileri Statüsü Komisyonu (CSW) kararlarına da aykırı bir beyandır.
25 Kasım travesti Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde günde üç kadın öldürülürken eşitlik  olmadan adaletin mümkün olmadığını hatırlatıyoruz. Son yıllarda %1400 artan kadına yönelik şiddetin önemli bir nedeninin evrensel eşitlik anlayışının bu şekilde reddedilmesi olduğuna tanığız.
Aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak eşitlikten ödün vermeyeceğimizi ve eşitliğin bir pazarlık malzemesi değil, demokratik ve evrensel bir hak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve kadınların neredeyse 100 yıl önce kazandıkları haklarını geri alma hamlesi olarak gördüğümüz bu yaklaşımı kabul etmediğimizi belirtiyoruz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir” ifadelerini içeren açıklamasına tepkiler büyüyor.
Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’nin öncülüğünde kadın ve LGBTİ örgütleri; Erdoğan’ın cinsiyetçi ifadelerine karşı yazılı bir açıklama yayınladı, “Fıtrat değil Anayasa: Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir” dedi.
Aralarında birçok derneğin de olduğu oluşumların açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söyleminin, Türkiye’nin de imza attığı birçok uluslararası sözleşmede yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine karşı çıktığı vurgulandı.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Temmuz 2010’da ilk defa dile getirdiği kadınla erkeğin hiçbir şekilde eşit olamayacağı söylemini bugün bir kez daha tekrar etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemi, Türkiye’nin de imza attığı birçok uluslararası sözleşmede yer alan toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine karşı çıkmaktadır.
“Zaten Dünya Ekonomik Forumu’nun Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre 142 ülke arasında en sonlarda, 125. sırada olan Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemiyle cinsiyet eşitliğini sağlamak konusunda bir politika uygulamayacağını Cumhurbaşkanı’nın ağzından beyan etmiş oldu. Türkiye Anayasası’nın 10. Maddesi diyor ki, “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan bu söylemi ile Türkiye Anayasası’nı da ihlal etmektedir.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünkü beyanatları Türkiye’de on yıllardır toplumsal cinsiyet travesti siteleri eşitliği için çaba gösteren kadın hareketinin tüm kazanımlarını yok etmeyi amaçlamaktadır.
100 yıl önce kazanılan hakların geri alınması kabul edilemez!
“Bu söylem ayrıca uluslararası insan hakları rejimleri çerçevesinde oluşturulmuş, Türkiye’nin de imzacısı olduğu ve Türkiye Anayasası’nın 90. Maddesi uyarınca kanun hükmünde olan, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşmesi’ne aykırıdır. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın bu beyanı Türkiye’nin de taraf olduğu 1995 Pekin Deklarasyonu, Pekin +5, Pekin +10, Pekin +15 ve bunlara ilişkin tüm BM Kadının Statüsü Komisyonu (CSW) kararlarına da aykırı bir travesti  beyandır.
“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde günde üç kadın öldürülürken eşitlik olmadan adaletin mümkün olmadığını hatırlatıyoruz. Son yıllarda %1400 artan kadına yönelik şiddetin önemli bir nedeninin evrensel eşitlik anlayışının bu şekilde reddedilmesi olduğuna inanmaktayız.
“Aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak eşitlikten ödün vermeyeceğimizi ve eşitliğin bir pazarlık malzemesi değil, demokratik ve evrensel bir hak olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve kadınların neredeyse 100 yıl önce kazandıkları haklarını geri alma hamlesi olarak gördüğümüz bu yaklaşımı kabul etmediğimizi belirtiyoruz.”  travesti magazin

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın