Travesti ve Travestileri Görmek

Travesti ve Travestileri görmek onlar ile ilgili daha çok bilgi makale ve resime ulaşmak için aşağıdaki şehir linklerine tıklayabilirisiniz. Sizce de en güzel travesti ile tanışmanın zamanı gelemedi mi ?

Ağır Yalnızlıklar, Hasarlı Ruhlar

Mehmed Bilal’in sert, çarpıcı ve sıradışı öyküler anlattığı Üvey adlı kitabını ELİF TANRIYAR yorumladı.

Mehmet Bilal, eşcinsel bir aşk hikâyesini anlattığı ilk romanı Üçüncü Tekil Şahıs ile edebiyat çevrelerine fırtına gibi girmiş, çok konuşulmuş, çok konuşturmuştu. Dışarıdan son derece eğlenceliymiş gibi gözüken bir dünyanın iç kırıklıklarını, ruh savrulmalarını tüm çıplaklığı ve içtenliğiyle anlatmıştı, öncelikle bir aşk romanıydı Üçüncü Tekil Şahıs, ama pembe bulutlardan çok cam kırıklarıyla dolu bir aşkın romanı…

Bu ilk romanı Adresinde Bulunamadı takip etti. Yine erkeklere âşık erkeklerin imkânsızlıklarla dolu aşklarım ve özünde yabancılığın, yalnızlığın ve korkunun da hikâyesini anlatmıştı.

Mehmet Bilal, 1980’ li yıllardan itibaren ilk öykülerini yayınlamaya başlamış. Çeşitli dergilerde muhabirlik ve sayfa sekreterliği yapmış. Aralarında Aliye ve Binbir Gece’nin de olduğu çok sayıda dizi ve filmin senarist ekipleri arasında yer almış. Çeşitli reklam ajanslarında uzun süre reklam yazarlığı ve yaratıcı yönetmenlik yapmış. Mehmet Bilal, halen senarist olarak çalışmaya devam ediyor, çeşitli basın yayın organları ve internet ortamlarında sinema, müzik ve edebiyat üzerine yazılar yazıyor.

Mehmet Bilal, bu kez öyküleriyle çıkıyor karşımıza. 10 öyküden oluşan kitabın açılışını kitaba adını da veren Üvey adlı öykü yapıyor.

Üvey, daha önce Everest Yayınları’ndan çıkan Kara İstanbul ve Stepson adıyla ‘Akashic Books’ tarafından yayınlanan İstanbul Noir adlı seçkilerde de yer almış.

Yazar, Üvey’de askerden döndüğü gün annesinin öldüğünü ve kendince bu ölümün baş şüphelisi olarak gördüğü üvey babasının peşine düşen genç, kırık ve kimsesiz bir adamın dramını anlatıyor. İntikamım almak için üvey babasının peşinden İstanbul’ un arka sokaklarındaki sefil bir Sirkeci oteline kadar gelen ‘Üvey’, burada babasından önce bir travestiyle karşılaşıyor. Ve şaşırtıcı bir biçimde tüm hayatı boyunca bir kez olsun görmediği şefkati ve sevgiyi, bu ilk başta ‘itici’ bulup, sonradan farkına bile varmadan alışıverdiği insanda buluyor. Üvey için pek çok açıdan kitabın en iyi ve edebi niteliği en yüksek öyküsü diyebiliriz.

Goygoycu, yolda beklemediği bir saldırı sonrası beyin sarsıntısı geçiren bir adamın hastane odasında kontrol altında yatarken, ona uyumaması için eşlik eden bir gencin anlattığı hikâyeleri dinleyen bir adamın, kaybolduğunu sandığı insanlıkla karşılaşmasından duyduğu şaşkınlığı ve mutluluğu anlatıyor.

Kırık, kitabın en ağır, okunması en zor öykülerinden biri… HIV Pozitif olduğunu bir yıl önce öğrenen genç bir adamın, korkularını, bunalımlarını ve kaybolan ümitlerini son derece çarpıcı bir biçimde, üstelik kolaya kaçıp, gözyaşı edebiyatı yapmadan, sert bir üslup ve kullanılan ilaçlara dek ilginç detaylar eşliğinde dile getiriyor.

Ölümle iç içe yine edebi niteliği en yüksek öykülerinden… Mezarcılık yapan bir gencin gözünden, genç bir erkeğin mezarını düzenli olarak ziyaret eden yaşlı bir adamın gizemli öyküsünü son derece hüzünlü bir biçimde anlatıyor.

Bende Kalanlar, yalnızca kitabın en uzun değil aynı zamanda en özellikli öyküsünü de oluşturuyor. Mehmet Bilal, ilk romanı olan Üçüncü Tekil Şahıs’ ta öyküsünü anlattığı reklamcı Erhan ve büyük aşkı DJ Semih’in öyküsünü bir anlamda kaldığı yerden devam ettiriyor. Kimi otobiyografik özelliklerin de yer aldığının sezildiği bu öyküdeki öfkeli ama sürükleyici dil, okuyucusunu hızla öykünün hüzünlü akışına çekerken; bir yandan da eşcinsel barları ve mekanlarında rastlanılan pek çok renkli tip ve kullanılan özel dille bezenmiş zengin bir dünyayı çiziyor.

2 Film Birden ve kitabın kapanış öyküsü olan Utanç da yine aşkın gelgitlerini yaşayan bir çifte dair iki sarsıcı öyküyü oluşturuyor.

69 ve Drag Queen ise kitabın nispeten en eğlenceli dile sahip iki öyküsü… 69’da sokakta rahatça yürümek için ‘erkek’ kılığına giren bir travestinin, Drag Queen’de ise mesleğini bırakıp kuaförlük yapma hayalleri kuran bir ‘Drag Quuen’ in renkli dünyası anlatılıyor. Yine de bu renge ve görünürdeki neşeye kanmayın, her ikisi de geçmişteki yaralar ve kırıklıklarla yüklü iki hikâye var bir kez daha karşımızda…

Uyarı Ateşi ise kitabın belki de en irkiltici ve sert öyküsü… Henüz beş yaşındayken, çocuk sayılacak bir genç tarafından tecavüze uğrayan ve sonrasında tüm hayatı kararan bir erkeğin, yıllar sonra ünlü bir gazeteci olan tecavüzcüsünün karşısına dikilip, hesaplaşmasının, son derece sert, öfkeli ve can acıtıcı bir üslupla anlatıldığı öykü; alışılmışın dışındaki konusu ve rahatsızlık edici gerçekçilikteki detaylarıyla dikkat çekiyor.

Mehmet Bilal, romanlarında büyük kalabalıklara ve tip zenginliğine yer veren bir yazar. Ancak bu kez öykülerinde az sayıda karakteri yakın mercekte inceliyor ve asıl olarak ana karakterlerinin derinlerine inmeyi tercih etmiş. Üvey, her şeyden önce ağır yalnızlıkları, korkuları ve çocukluktan gelen travmaları anlatan bir kitap. Doğal olarak da sert ve öfkeli bir sesi var.

Ve aşk… Neredeyse kaçılamayan bir lanet gibi hemen her öyküde başköşeye oturuyor.

Karşılıksız aşklar, kaçıp kovalanan sevgililerin ön plana çıktığı bu öyküler, adeta ‘üveyliğin’ kimsesizliğini, yalnızlığını duyumsatıyor.

Üvey
Mehmet Bilal,
Everest Yayınları,
171 s.,
10 TL
ROMAN

İçimizdeki Ayrımcılık Virüsü ve Kendilerine Fobik LGBT’ler

Uzun zamandır anlatmak, yazmak, paylaşmak ve üzerine konuşmak istediğim bir konu var. Konu nedir diye soruyor olmalısınız. Konu kısaca şu aslında: kendilerine ve kendisi gibi ötekileştirilenlere fobik LGBT’ler.

Ayrımcılık virüs gibidir. Yayıldıkça yayılır, büyüdükçe büyür; müdahale edilmedikçe de dur demedikçe de sonu gelmez bu büyümenin ve yayılmanın. Aaah ah, bir anlatamadım insanlara şu ayrımcılık denilen lanet virüsten kurtulmaları gerektiğini.

Öyle garip bir durum ki içinde bulundukları durum, kendilerine dıştan bakıldığında ne de komik ne de aptalca göründüklerinin farkında bile değiller. Böyle söylüyorum ama belki de bu ayrımcı söylemleri ben de uyguluyorum farkında olmadan. İçimizde yer etmiş bu virüs. İçimize yerleştirmişler bir kere, büyümesini engelleyebilmek öyle sanıldığı kadar da kolay olmuyor maalesef!

Nasıl anlatsam nereden başlasam bilemiyorum. Fakat içime çok dert oldu bu durum.
LGBT’lerin LGBT’lere bu virüsle yeniden ve yeniden saldırıyor olması tanımlanması anlatılması çok karmaşık bir konu.

Eh nasıl oluyor bu durum derseniz örneğin şöyle oluyor: Bir lezbiyenle konuşuyorum ve biseksüeller için aynen şöyle bir söylemde bulunuyor: “Biseksüeller kişiliği oturmamış ne istediğini bilmeyen insanlar. İnsan hangi cinsten hoşlanacağını bilmeli, bence biseksüellerinki hastalık gibi bir şey.”

Evet evet size de ironik gelmedi mi?

Hastalık gibi bir şey diye tanımlıyor biseksüelleri, biseksüel eğiliminin olup olmamasına göre değerlendiriyor insanları ve biseksüel değil de eşcinsel ya da heteroseksüelse sağlıklı oluyor onun gözünde karşısındaki kişi.

Peki ya, insana sormazlar mı? E be kardeşim bu toplum sen lezbiyensin diye seni hasta, karaktersiz, kişiliği bozuk vesaire vesaire şeklinde tanımlamıyor mu? Peki ya, sen nasıl böyle bir ayrımcılıkla karşı karşıya kalırken kendinden farklı hisseden bir bireyi bu şekilde ötekileştirebiliyor ve ayrımcılık yapabiliyorsun.

Evet evet, oluyor bunlar. Maalesef ve maalesef oluyor!

Mesela başka bir lezbiyen de şöyle söylüyor: “Ben erkek gibiyimdir; ama dışarıda çok belli etmem, yani topluma aykırı değilim. Dışarıdan bakılınca öyle tepki almam.”

Evet, burada söylenmek istenen şey bir kadının erkek gibi hissetmesi, erkek gibi davranması, hatta trans-erkekler anormaldir ve ben anormal olmamak için o kategoride yer almamak için kadınları sevdiğimi de belli etmeden dıştan bakıldığında uslu uslu tabiri caizse hanım hanımcık yaşıyorum ve kimse de beni dışlamıyor demek istiyor.

Ne söylemeliyim nasıl bir tepki koymalıyım bilemiyorum ve donakalıyorum çoğu zaman.
En çok canımı sıkan şey de toplum tarafından öylesine acımasızca ve sertçe dışlanan, farklılıkları dolayısıyla varoluşları kabul görmeyen bireylerin kendisi gibi dışlanan, ötekileştirilen bireylere karşı olan tutumları.

Mesela feminen geyler maskülen geyler tarafından acımasızca dışlanıyor. Söylemleriyse aynen şöyle: “Oğlum bu halin ne lan, travesti misin? Kız gibi takılıyon!” vesaire vesaire diye heteroseksist cümlelerle devam ediyor aşağılama. Toplum tarafından belirlenmiş o kalıplara uymadığı için, bilinen erkeklik anlayışının dışında bir yaşam biçimi olduğu için ötekileştiriliyor. Üstelik kendisi gibi cinsel yönelimi dolayısıyla dışlanan ayrımcılığa maruz bırakılan, ötekileştirilen bir benzerine yapıyor bunu.

Transların ise eşcinsellere karşı daha farklı bir ötekileştirme tekniği var. Eşcinsel bir bireyi geçişini tamamlayamamış, eksik yarım, kalmış gibi tanımlamalarla tanımlayan ve ötekileştiren homofobik translar onlar. Fakat aynı şekilde de eşcinseller bunu translara yapıyorlar. Bir kadın erkek gibi davrandığında bir erkek kadınca davranışlar içerisinde olduğunda “sen ne biçim erkeksin/sen ne biçim kadınsın” gibi söylemlerle dışlanabiliyorlar.

Kısacası ve de en garip olanı ise eşcinseller için dönme olunması, transseksüeller içinse ibne olunması aşağılık bir durum gibi görünebiliyor. Tabi bu fobik LGBT’lerde görülen bir durum. Kendisinin dışlandığının ve ötekileştirildiğinin farkında olan ve bir başkasını nda farklılığı sebebiyle ötekileştirilmesine karşı duran LGBT’lere hayranlığımı belli etmeden geçemeyeceğim.

Şimdi düşünüyorum da buraya ne yazmalıyım ki bu fobik LGBT’leri bu virüsten kurtarayım. Doğrusu öyle kurtarıcı etkileyici şöyle afili mi afili bir cümle bulamıyorum. Ama diyorum ki ayrımcılık yapanın, ötekileştirenin, kendisinden farklı olanı yok sayanın ayıplanmaya başlandığı bir toplum olabildiğimiz gün bu virüsten kurtulmuşuz demektir.
Ve ben başlıyorum ilk olarak o halde: kendisinden farklı olanı dışlayan, ötekileştiren bütün fobikler sizler fobik olmaya devam ettiğiniz sürece gökkuşağının o en güzel halini hiçbir zaman göremeyeceksiniz. Bu da sizin için en büyük kayıp olacak. İçinizdeki virüsten kurtulmayı başardığınız gün sizinle aynı gökkuşağının altında buluşabileceğimize inanıyorum. Yoksa benim için her daim ayıplanmayı hak eden fobikler olarak kalacaksınız.

Şunu unutmayalım homofobi, transfobi, bifobi ve türevlerini kendi içimizde yok etmeyi başaramadığımız sürece dünyada var olan homofobi, transfobi, bifobi ve türevleri de hiçbir zaman son bulmayacaktır.

O halde şimdi içimizde varolan bu fobik tavırlardan ve bize aşılanmış ayrımcılık virüsünden kurtulalım hep birlikte ve dünyada var olan nefrete, ayrımcılığa, ötekileştirmeye hep birlikte son verelim derim ben.

Hırsızlık, BDSM ve Taocu seks üzerine

Tao seksinin sonunda ben sikiliyorum. Ben bunu anladım yani, anladın mı? Üzerine ne koysan, önemli olan içerik. En son sana giriyor. Tao seksinden ne anlayacak?

Aslında bizim olduğumuz yerde yüzde yüz hırsız vardır. Çingenenin travestinin olduğu yerde nasıl hırsız olmaz? Hırsızı anlamak için, onu utandıran şeylerle nasıl başa çıktığına yakından bakmak lazım.

Hırsızlar çok agresif tavırlar sergiler. Hırsızlığı hiç kabul etmezler. Küfrederler. “Bana hırsız diyenin anasını sikeyim” filan derler.

Travestinin hırsızlığıyla hırsızın hırsızlığı da aynı değil. Travestide satın alınmanın verdiği bir intikam duygusu var. Kapitalizmin başka rahatsızlıkları üzerinden nüksetmesi hali var.

Travestiler hırsızlıkları yüzünden utandırılamazlar. Birbirlerinin evlerini soyarlar. Çalıyor olabilir. Niye bunun için utansın ki? Götünü siktirme pratiği geliştirmiş. O da utanç verici bir şey değil mi? Eskiden zaten utanmış, götünü siktirdiği için. Ya da utandırılmaya çalışılmış. Hırsızlıktan ayrıca niye utansın ki?

Buna rağmen, bazen kimse onu utandırmaya uğraşmıyorken, ya da uğraşıyorsa bile artık vazgeçmişken, beklemedik biçimde kendi kendine ahlaki sınırlar geliştirir. “Ben sadece götümü siktiriyorum, hiç hırsızlık yapmadım” diyerek övünmek ister mesela. Başka bir trans çeşidi de, “Ben sadece hırsızlık yapıyorum, hiç götümü siktirmedim” diyebilir. Aynı gurur, aynı mağdur, aynı övünme psikolojisi… İtibarını kurtaran bir çıkış yolu buluyor.

Hırsızın minneti büyük olur
Hırsız arkadaşlarım hep soyarlar beni. Ben bunu hiç sorun yapmam. Çünkü hırsızların minneti büyük olur. Çok hızlı getirirler. Giderken, yüzde yüz bir şeyini çalıp giderler. Evimden telefon gitti, laptop gitti. Ev arkadaşım, “Sen peygamber gibisin, bunların hepsini nasıl anlıyorsun” diyor. Çünkü hırsız grubu ortak özellikler gösterir. Mesela çok hızlı sikerler. Panik sikerler. Hırsızlık yapar gibi sikerler. Seksi de kötü yapıyorlar.

Kötü mü demek lazım bilmiyorum aslında; ne istediğine bağlı. Benim bütün kocalarım hırsız ve torbacı oldu. Birisinin BDSM olduğunu farzettim. Dövüp günlük on tane filan pıt alıyordum ama bunu realize edemiyordum. Dayaktan keyif aldığını anlamıştım. BDSM’nin ne olduğunu bilmiyordum. Sapkın bir hal diye düşünüyordum. Ama sapkınlığı beni rahatsız eden bir hal değildi. Ben Ankara’nın ilk BDSM çalışan travestisiyim. Etrafımdaki herkes “sapık geldi anneeeee!” filan diyorlardı. İstemeden nam yaptım. Aslında ben bu duruma BDSM dendiğini daha yeni öğrendim. Sapkınlıklarım beni var ediyordu o zaman. Neyin sapkınlık, neyin değil olduğuna daha tam karar vermemiştim ki. Bir altında, eşcinsellik de hastalıktı.

Sapık, senden sapandır
Şimdi bir karara vardım mı? O zamanki kararımla aynı kararım. Sapkın olma hali değil demem de neyi kurtarır ki? Kesin bir şey değil ama, bende varmış BDSM. Hani bir tarafıma bulaşmış. Sapkınlık derecesine gelince yani aslında her yerden, karşı taraf sapkın. Anlayamadığın her şey, senden sapıyor. Sapkınlık böyle bir şey değil mi? Bana düz gelen, sana gelince sapıyor yani. Anlayamıyorsun, sapıyorsun. BDSM’yi seviyorum ben aslında. BDSM imişim. Ben bunu bilmiyordum ki. Bunun pratiğini ben kendim geliştirmiştim. Bir yerde okumuş değildim.

Taocu tedrisat
Bir keresinde Tao seksi diye bir şey okuyordum. TRT’de bir müdürle seks yapıyorum. Aramızda bir ilişki başlamıştı. Taocu seksten ne anladığımı sordu. “Gel ben sana göstereyim çok önemli bir seks şekli” filan deyip, heriften çok büyük bir para alıp, ondan sonra karşılığında domalıp, tükürüp, “sik hadi” dedim. Ondan sonra adam, “Tao Seksi bu muymuş?” dedi. Kitabı herife verdim, “Ben bunu anladım” dedim, “Bir de sen oku”.

“Hadi sok” dedim, tamam mı?

Adam, “Bu parayı fazlasıyla hak ettin” dedi. “Bu kitabı ben okuyacağım” dedi.

Tao seksinin sonunda ben sikiliyorum. Ben bunu anladım yani, anladın mı? Üzerine ne koysan, önemli olan içerik. En son sana giriyor. Tao seksinden ne anlayacak?

BDSM eğilimlerinin ne zaman farkına vardım? Aslında bu sapkınlık tırnak içinde bende olmalıydı. Çünkü ben sapkınlıklar sınırındaydım. Şu anda BDSM ile karşılaşmış olsaydım bu bilinçle BDSM bir birey olur muydum, bilemiyorum ama onun gizemi çekti beni. Sapkın olması çekti. Sapkınlık olmasaydı zaten benim orada işim olmazdı. BDSM olmak zorundaydım zaten. Olmasam bile olmak zorundaydım. Bulaşmak zorundaydım. Zaten her bulaştığın şey, çıkartıyor seni, başka bir yere itiyor. Mesela BDSM’ye takılıp gidemiyorum. Oradan sıçrıyorum yani.

Benim hayatım hızlıdır, hani, anladın mı? Manevralı bir hayattır.

Artık ben utanmıyorum! Korkmuyorum! Susmuyorum!

Anlatacağım çünkü bilinmesini istiyorum. Benim de, çoğu kadın, LGBTİ ve çocuk gibi, erkek şiddetine ve tacizine maruz kaldığımın bilinmesini istiyorum. Utanmak istemiyorum. Utandırmak istiyorum. Yakın çevremdeki erkeklerin, tanımadığım erkeklerin, küfür eden erkeklerin, sokakta gördüğüm erkeklerin, televizyonda izlediğim erkeklerin, meclis sıralarında siyaset yapan erkeklerin, bizi ve çocuklarımızı eğiten erkeklerin, bürokrasi koltuklarında oturan erkeklerin, trafikteki erkeklerin, güvenliğimizi sağlamakla yükümlü erkeklerin, bizi bir yerden bir yere araçla götüren erkeklerin, damacana sularımızı getiren erkeklerin, çöpü toplayan erkeklerin, fabrikalarda ter akıtan erkeklerin, biramızı getiren erkeklerin, para sayan erkeklerin, seven ve âşık erkeklerin, tüm erkeklerin, hepsinin, istisnasız, utanmasını istiyorum! Ben utanmak istemiyorum. Bu yüzden anlatacağım, utancıma inat.

Anlatacağım olayı, başıma geldikten uzun süre sonra düşündüm. Sanırım ilk olduğunda, üzerine kısa bir süreliğine düşünüp derinlere bir yerlere gömdüm. Sanırım hem korkmuştum hem utanmıştım, hem de ciddi bir fiziksel şiddete maruz kalmadığım için (çok ama çok şanslıydım) unutup gitmenin daha yararlı olacağını düşündüm. Olayın kendisini bölük pörçük hatırlamamın sebebi bu olabilir. Şu anda düşündüğümde sanki benim başıma gelmiş gibi değil de, bir filmde izlediğim bir sahne gibi hatırlıyorum daha çok. Veya uzun yıllar aklımda kalan gerçekçi ve kötü bir rüya gibi.

Yazdı, sanırım 13 yaş civarındaydım ve yakın bir arkadaşımın ailesi ve benim ailem birlikte Sinop’a gitmiştik. Arkadaşımın babasının evi vardı, onlar orada kaldılar, ben, annem ve babam bir otelde kaldık. Artık bir “teenager” olduğumdan herhalde, annemler bana kendi odalarının hemen yanında başka bir oda tuttular. Kendimi çok büyümüş ve bağımsız hissettiğimi hatırlıyorum. Gizli gizli sigara içmeye başlamıştım o sıralar, bu yüzden kendi odamın olmasına ayrıca sevinmiştim.

Ya ilk ya da ikinci gün, ben odanın balkonundayken, muhtemelen gizli gizli sigara içerken, yan odada kalan bir erkek (belki 30-40 yaşları arasında [çocukken herkes daha yaşlı görünür, bu yüzden yaşını kestiremiyorum]) hemen bitişikteki balkona çıktı. Biraz konuştuk – ama ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum, biraz rahatsız olduğumu hatırlıyorum – ve ben içeri girdim. Zaten sonra da gezmek için ailemle ve arkadaşımın ailesiyle hep beraber dışarı çıktık.

Döndüğümüzde hava kararmıştı, odamda oyalanıp yattım. Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum ama aniden uyandım ve mememe dokunan bir el hissettim. Yavaşça döndüm ve gördüm ki yan odadaki adam yatağımın kenarına oturmuş. Bana kendisiyle seks yapmamı teklif etti. Ne dediğimi hatırlamıyorum ama adam balkondan yan tarafa kendi odasına atladı, gitti. Bir süre dondum kaldığımı hatırlıyorum, sonra kalkıp balkonun kapısını kitlemeye çalıştım. Bana çok uzun gibi gelen bir süre yatakta döndüm dolaştım, uyumaya çalıştım. Tam dalarken adamın tekrar odaya girdiğini fark ettim. Daha ısrarcı olduğunu hatırlıyorum, beni ellemeye çalıştığını. Bu sefer, gitmezse çığlık atacağımı, babamı çağıracağımı söylediğimi hatırlıyorum. Adam korktu herhalde, gitti. Tekrar kapıyı kitlemeye çalıştım, kitlenmediğini fark ettim, kapılar nemden, sıcaktan şişmişti herhalde. Yatağıma oturup, çarşaflara sarınıp gözümü balkon kapısına dikerek sabah olmasını bekledim. Ondan sonra tatilimiz boyunca hep arkadaşımın evinde kaldım, tekrar otele dönmedim. Kimseye bir şey anlatmadım.

Yıllar sonra bu olayı tekrar hatırladığımda, neden anneme babama hemen haber vermediğimi, neden ilk anda çığlığı basmadığımı, adam nasıl anladı tek başıma olduğumu, ona bu konuda bir şey söyleyip söylemediğimi, neden ikinci kere geldiğini, onu bir şekilde teşvik edip etmediğimi çok düşündüm ve bazen adama, bazen de kendime kızdım. Sonra biraz daha büyüdüm ve feminizmle, kadın hareketleriyle, kadın haklarıyla tanıştım. Artık biliyordum tacizin, tecavüzün, erkek şiddetinin hiçbir haklı dayanağının olamayacağını. Ama içimdeki utanç duygusunu atamadım. Hâlâ daha aileme bunu anlatmadım. Sadece çok yakın çevremdeki birkaç arkadaşımla paylaştım bunu.

Ve şimdi biliyorum neden çığlık atmadığımı, neden sesimi çıkarmadığımı, neden aileme koşmadığımı, neden kimseye anlatmadığımı: korkuyordum. Bana kızmalarından, beni cezalandırmalarından korkuyordum. Suçlu olmaktan korkuyordum. Ve utanıyordum, böyle bir olay başıma geldiği için utanıyordum, çünkü bir şekilde bir şey yapmışımdır. Ve hâlâ utanıyorum, bunu yazarken duraksadığımı, utandığımı hissediyorum. Bu yazıyı sizinle paylaşmak için gönder düğmesine basarken de utanacağımı biliyorum. Siz bunu okurken de utanacağımı biliyorum. Ve aslında başıma gelen bir sürü irili ufaklı başka olayların da utancı bu. Arkadaşlarımın başına gelen olayların da utancı bu. Sokak ortasında, güpegündüz kadınların başına gelen olayların da utancı bu. Özgecan Aslan’ın başına gelen olayın da utancı bu. Bu “olaylar”ın hepsi politiktir ve herkes sorumlusudur!

Bu tür “olaylar”ın anlatılmaması gerektiğini düşünenler de var. Ben ise teşhir edilmesi gerektiğini düşünüyorum, çünkü kadınlara, LGBTİ’lere ve çocuklara yönelik her taciz, her tecavüz, her cinayet politiktir. Kişisel olan politiktir! Bu yüzden anlattım, çünkü hafızamın kıyısında köşesinde kalmış kötü bir anı değil, katmerli bir kıskacın sonucunda yaşadığım bir travmadır bu! Türkiye’deki binlerce kadının, LGBTİ’nin ve çocuğun yaşadığı gibi. Bu yüzden teşhir ediyorum, bana ve başkalarına yapılanları teşhir ediyorum; artık ben utanmayacağım! Korkmayacağım! Susmayacağım! Yeter! Bizi utandıranlar, susturanlar, korkutanlar, tekmeleyenler, dövenler, tecavüz edenler, bıçaklayanlar, yakanlar, öldürenler utansın! Failleri serbest bırakan, ceza indirimi veren, sırtlarını sıvazlayanlar utansın! Bu tutumu meşru kılanlar utansın! Artık ben utanmıyorum! Korkmuyorum! Susmuyorum!

Bir kadın olarak şunları düşünüyor ve savunuyorum:

Kadınlara, LGBTİ’lere ve çocuklara yönelik fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddetin hiçbir bahanesi, dayanağı olamaz. Hani hep deniyor ya, açık giyindi, alkollüydü, “orospuydu”, kırıtıyordu, kıkırdıyordu falan; bunların hiçbiri bir savunma değildir. Bir kadının seks işçisi olması, gece tek başına yolda yürüyor olması, mini etek giymesi, veya flört etmesi, veya “hak ediyordu” dedirtebilecek herhangi başka bir davranış biçimi erkek şiddetini haklı çıkarmaz, çıkaramaz. Herkes istediği gibi yürür, flört eder, giyinir, hatta seks yapar ya da yapmaz. Bu kendi inisiyatifidir ve bireyin özgürlüğüdür. En azından böyle olmalı.

Kadınlara, LGBTİ’lere ve çocuklara yönelik erkek şiddet ve tacizi, fail açısından din, dil, ırk, sınıf, yaş açısından bir fark göz etmez. Faillerin hepsi erkektir. Müslüman, Türk, beyaz, yaşlı, Hristiyan, işçi, Hintli olması fark etmez. Erkeğin önündeki sıfatlar önemsizdir. Bu yüzden bu tür sıfatlar üzerinden bir polemiğe girmek yanlıştır ve hatta suçun üzerini örter.

Kadınlara, LGBTİ’lere ve çocuklara yönelik erkek şiddeti münferit bir davranış biçimi değildir. Sıklıkla haberlerde ve gazetelerde faillerin uyuşturucu, alkol kullandığını veya cinnet geçirdiğini veya akıl sağlığının yerinde olmadığını duyar okuruz. Bu erkek şiddetinin bireysel bir suç gibi görünmesine neden oluyor, hâlbuki doğrusu tersidir. Erkek şiddeti toplumsaldır ve politiktir. Sistemin kapitalist, ataerkil ve devletçi sarmalında çok katmanlı hale gelmiştir, büyümüştür, serpilmiştir ve en önemlisi görünmez kılınmıştır. Hiçbir erkek şiddeti içeren vaka münferit değildir, bireysel değildir.

Erkek şiddeti idamla, hadım etmeyle çözülebilecek bir iş değildir. Hukuk çerçevesinde cezalandırılmalıdır. Elbette devletin ve hukukun ataerkil ve erkeği koruyan özelliğinin olduğunu biliyorum. Bu yüzden de devlet suçtan muaf değildir. Yapılması gereken şey, bugün olduğu gibi, baskı yaratmak, mücadele etmek, haykırmak, susmamaktır. Adil bir yargılama ve hukuki süreç ve ceza için baskı oluşturmak ve mücadele etmek lazım. Bu mücadeleye de bir şekilde feminist/profeminist erkekleri katmak lazım. Ayrıca yasaları kadınları, LGBTİ’leri ve çocukları koruyacak şekilde hazırlamanın yanı sıra, erkek şiddetini önleyecek biçimde hazırlamak ve uygulamak lazım. Yoksa heteroseksüel erkekler dışındaki tüm insanları çeşitli “korumacı” köşelere hapsedersiniz. Oysa her yer hepimizin. Bugün meydanlarda, sokaklarda olduğu gibi.

Erkek şiddetine karşı mücadele, cinsiyet mücadelesi bir klişe değildir. İşçi hareketini bölen bir mücadele değildir. Ama aynı zamanda işçi hareketiyle, devrimle çözülebilecek bir sorun da değildir. Kendi mücadele alanını gerektirir ve bu alan küçümsenecek, aşağılanacak, dalga geçilecek, gülünecek bir alan değildir. Bu mücadeleye cinsiyet mücadelesi veren herkes dâhil olmalı ama hetero erkekler hadlerini bilmelidir. Söz söyleme, fikir beyan etme hakları vardır elbette, ama bizim yerimize ve adımıza konuşmaya, sesimizi bastırmaya, karar vermeye hakları yoktur.

Özgecan Aslan ve daha nicelerimize yapılan bu vahim ve hunhar suçların tekrar gerçekleştirilmemesi için, hep birlikte mücadele etmeliyiz. Mücadelemiz, vahşetiyle kalbimizi parçalayan suçlar kadar, görünmeyen, gündelik, kanıksanmış, “masumane”, her gün tekrar tekrar karşılaştığımız suçlara karşı da olmalı. Çünkü yeter! Erkekler yeterince kadın, lezbiyen, gey, trans, travesti, interseks, seks işçisi, çocuk ezdi, dövdü, öldürdü! Yeter!

En Çok Merak Edilen Seks Soruları!

Aynı anda orgazm olmanın sırları, en doğru pozisyonlar ve en çok merak edilen bir çok sorunun cevabı bu yazımızda…

Mükemmel bir Seks için beş duyunuzu kullanın! Böylece sevgilinizi baştan çıkarabilirsiniz. Sonuçtan memnun kalacaksınız!

Görme: Görmenin etkisinin ne kadar büyük olduğunu tahmin etmiyor olabilirsiniz. Baştan
çıkarmak görmekle başlar! Sevgilinizin sizi izlemesini sağlayın. Görsel bir şölen için, üzerinizdeki kıyafetleri yavaşça çıkarabilirsiniz, Kendinize güvenin ve sevgilinizin bakışlarının üzerinizde olmasının tadını çıkarın. Aynı şeyi sevgilinizden de isteyebilirsiniz. Onu seyrederek sizi baştan çıkarmasına izin verin. Böylesine bir başlangıcın ardından yaşayacağınız dakikalar kesinlikle mükemmel ve heyecan verici olacaktır.

Tat alma: Bu önerimiz yemek yemeyi zevke dönüştürmek isteyenler için. En sevdiğiniz yiyecekleri sevgilinizle beraber farklı bir şekilde yemeye ne dersiniz? Tatlı dakikalar için bal, çikolata sosu veya krem şantiyi sevgilinizin üzerine sürün ve afiyetle yiyin! “Resim kabiliyetim de var” diyorsanız, bunu sevgilinizin üzerinde deneyebilirsiniz. Çikolata sosuyla çizilmiş bir kalp ikinizin de iştahını açacaktır.Koklama: Kokuların insanlar üzerindeki etkisi çok büyük. Bir sürü pahalı parfüm satılsa da en güzel ve en çekici kokunun kendi teninize ait olduğunu asla unutmayın. Sevgilinizin kendine has kokusu sizi baştan çıkaracaktır. Temiz bir vücudun kokusu, en etkileyici parfümden bile daha seksi olabilir. Ama ille de parfüm kullanmak istiyorsanız, o zaman parfümünüzü, hep güzel bir duşun ardından, temiz teninize, özellikle eklem noktalarınıza sıkmanızı öneririz.

Dokunma: Sevgilinizin size dokunmasını sağlayın! Gözlerini bağlayın ve onu baştan çıkarın. Bir buz küpü sayesinde onu şaşırtabilir ve zevkten dört köşe olmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca sizi göremediği için, her dokunuşunuz onun için bir sürpriz olacaktır. Eğer şaşıran taraf siz olmak istiyorsanız, sevgilinizin gözlerinizi bağlamasına izin verin.

Dinleme: Sevişirken konuşarak da birbirinizi tahrik edebilirsiniz, ama müzik dinlemeye ne dersiniz? Slow ya da hızlı, seksi sözleri olan şarkıları arka arkaya kaydedip bu zevk dolu dakikalarda size eşlik etmesi¬ne izin verin, önerilerimiz: ‘Sexual Healing’ (Marvin Gaye), ‘Erotic’ (Madonna). ‘Justify My Love’ (Madonna), ‘The Miracle of Love’ (Eurythmics), ‘Whole Lotta Love’ (Led Zeppelin), ‘Let’s Get it on’ (Marvin Gaye), ‘You Sexy Thing’ (Hot Chocolate).

Aynı anda orgazm olmak çok mu zor?

Cinsel ilişkide en mükemmel sonuç, sevgilinizle aynı anda orgazm olmanızdır. Ancak bu bizim filmlerde izlediğimiz kadar sık başımıza gelmeyebilir. Aynı anda orgazm olmanız için sevişirken sevgilinizle sözel iletişimi koparmamanız şart. Hareketlerinizden tam olarak hangi noktada olduğunuzu anlamayabilirsiniz, ama onu daha yavaş veya hızlı hareket etmesi yönünde uyararak orgazm anınızı kontrol altında tutabilir, bu anı uzatabilirsiniz. Konuşarak anlaşmak böyle zamanlarda mutlaka işe yarar!Sekste “artçı şok”lar nedir?

Erkeklerde gerçekleşen bu durum, cinsel ilişki sonrasında cinsel organında meydana gelen titremelerdir. Bu saniyelerin tadını çıkarabilirsiniz. Sevgilinize sarılın ve ona dokunarak bu artçı şokların sayısını arttırın.

Sevişme sırasında konuşmak neden daha çok tahrik eder?

Sevişme esnasında konuşmanız ve tahrik edici sözler söylemeniz veya duymanız, hem sizin hem de partnerinizin hoşuna gidebilir. Ancak bu herkes için geçerli değildir. Nefes alışverişlerinizle bile birbirinizi heyecanlandırabilirsiniz. Bir de bunlara tahrik edici cümleler eklerseniz, gerçekten büyük zevk alabilirsiniz. Sevgilinizi ne kadar çok istediğinizi ona haykırmak veya bunu ondan duymak gerçekten etkileyici.

“Komple orgazm” nedir?

“Komple orgazm”, sadece cinsel organlarda değil, tüm vücutta hissedilen nazdır. Böylesine bir orgazm yaşamak için, sevişirken yavaş çekim tekniğini uygulayabilirsiniz. Örneğin; sevgilinizin kucağına oturarak birbirinize sımsıkı sarılın ve yavaş hareketlerle birlikte olun. Aldığınız zevk arttıkça “dur-devam et” taktiğini uygulayarak, aranızdaki ateşli dakikaları dondurup tekrar kaldığınız yerden devam edebilir, harika bir seksin tadım çıkarabilirsiniz.Başarılı bir oral seks için ne yapmak gerekiyor?

Başarılı bir oral seks için dilinize ve dudaklarınıza güvenin. Dilinizle sevgilinizin aklını başından almak istiyorsanız, öncelikle yavaş bir şekilde dilinizi kullanmaya başlayın. Uzun hareketlerin ardından, hızlı ve kısa hareketlerle devam edin. Sevgilinizin cinsel organını öpücüklere boğun ve ellerinizle vücudunun alt tarafına dokunun. Zevkten nasıl eridiğini görmek sizi de tahrik edecek.

Erkekler her zaman yatakta kendine güvenir mi?

Tıpkı kadınlarda olduğu gibi erkeklerin de kendine güvenmedikleri tarafları vardır. Nasıl biz kalçam çok mu büyük bacaklarım çok mu çarpık gibi korkulara kapılıyorsak aynı şekilde erkeklerinde korkuları var. Bu korkuların başında “çok mu kısa”, “çok mu ince” ya da “ya bu sefer ereksiyon olamazsam” soruları geliyor. Bu korkuları tahmin ettiğinizden çok daha ağırlıklı yaşıyorlar. Bu gibi durumlarda sevgilinize sımsıkı sarılın ve ona onu ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin.

En doğru pozisyon hangisi?

İnce ve uzunsa: Sevgilinizin cinsel organı ince ve uzunsa kalın prezervatifleri kullanabilirsiniz. Böylece istediğiniz kalınlığa ulaşabilirsiniz. Ayrıca doğru pozisyonlar alacağınız zevki artıracaktır. Sevgiliniz sırt üstü yatarken üzerine oturarak binici pozisyonunu ya da sevgilinize sırtınızı dönüp size arkadan sarıldığı kaşık pozisyonunu deneyebilirsiniz. Bir başka öneri: Sevgilinizle karşılıklı oturup bacaklarınızla birbirinize sarılın. Kalın ve kısaysa: Mum pozisyonunu deneyebilirsiniz. Kalçalarınızı hafifçe yukarı kaldırıp bacaklarınızı sevgilinizin omzuna koyun. Ya da sevgiliniz üstteyken ayaklarınızı göğsüne dayayabilirsiniz.Kalın ve uzunsa: Binici ve kaşık pozisyonlarında rahatlıkla zevk alabilirsiniz. Ayrıca kızak pozisyonunu da deneyebilirsiniz. Sevgilinizin kucağına sırtınız dönük bir şekilde oturun. Bırakın sevgiliniz belinize sarılsın ve birlikte aşkın tadını çıkarın.

En uygun zaman ikinizin de birbirinizi istediğiniz zamandır. Günlük tempo içinde, evle iş arasında koşturmak, birbirinize daha az zaman ayırmanız anlamına gelmez. İlişkinin ve sevginin temelinde dokunmak vardır ve dokunmak ikinize de iyi gelecektir. Diyelim ki sabah saat 07.00 ve uyanıp işe gitmeniz gerekiyor. Güne başlamak için can atmıyor olabilirsiniz, ama bunu değiştirmek sizin elinizde. Beş dakikayı yatakta daha fazla uyuyarak geçirmektense, sabah “keyfine” ne dersiniz? O dakikaları sevdiğinize ayırarak güne merhaba diyebilirsiniz. Sevgilinizi öperek uyandırın ve sabaha sevişerek başlayın. Öneri: Sabahlan güzel bir nefese sahip olmak için, başucunuzda bir paket naneli sakız veya şeker bulundurun!

En büyük “seks hataları” nelerdir?

Çiftler seks konusunda çok hassas olabilir. Bu nedenle bu konuya özen göstermek gerekir. Yanlış söylenen bir söz, bir tavır ilişkinizin sonu olabilir, Sevgilinize asla cinsel performansıyla ilgili eleştiride bulunmayın. Her seks sonucunda orgazm olmak zorunda değilsiniz, böyle durumlarda birbirinize karşı anlayışlı olun. Seks her zaman ön sevişmeyle başlayıp gelişme-sonuç şeklinde devam etmek zorunda değil. Seksi doğal akışında yaşayın ve tadını çıkarmaya bakın. Sadece sevgiliniz istiyor diye ilişkiye girmeyin. Her iki tarafın da seksi istemesi şart. Ancak o zaman bu ilişkiden keyif alabilirsiniz. Sürekli ilk adımın ondan gelmesini, sizi baştan çıkarmasını beklemeyin. O da sizin tarafınızdan sevildiğini, arzulandığını görmek ister. Baştan çıkarılmak herkesin hoşuna gider. Arada sırada sevişmeyi başlatan taraf siz de olabilirsiniz. Sevişirken “Beni beğeniyor musun? Beni nasıl buluyorsun?” gibi garip sorular sorarak, sevgilinizin konsantrasyonunu ve bu güzel dakikalarınızın büyüsünü bozmayın. Seks hakkındaki fikirlerinizi, fantezilerinizi uzun uzun konuşmaya kalkmayın. Seks hakkında konuşmak yerine, birbirinizi keşfederek neyin hoşunuza gidip gitmediğini bulmaya çalışın. Dokunmak, konuşmaktan kesinlikle daha etkilidir!
Kadınların 30 yaşından itibaren yatakta daha iyi olduğu doğru mu?

Hayır, doğru değil. Ama kadınların cinsel anlamda kendilerine güvenmelerinin biraz zaman aldığı doğru olabilir. Genellikle 30 yaşlarındaki kadınların kişilikleri ve iş hayatları artık oturmuştur. Bu, bedenlerine de yansır. Kendinizi daha çok sevdiğinizde, enerjiniz hem ruhen hem de bedenen daha yüksek olacaktır. Ancak kendinize güvenmeniz için elbette 30 yaşını beklemeniz gerekmiyor. Kendine güvenen, ne istediğini bilen kadınlar her zaman çekicidir ve bu seks yaşamınızı ki etkileyecektir. Kendinize güvenin ve hayatın tadını çıkarın.

Erkekler arka arkaya seks yapabilir mi?

Bu aslında yaşla ilgili bir durum, aralıklarla ereksiyon olabilirken, yaş ilerledikçe zorlaşabilir. Ancak unutmamak gerekir ki önemli olan nicelik değil niteliktir. Arka arkaya kötü seks deneyimi yaşamak yerine az ama öz olsun mantığını tercih etmekte fayda var. Ama hem genç hem başarılı sevgilileriniz de olabilir. Ne dersiniz genç sevgili modasının da asıl sebebi belki de budur?

Zevk Almayı Becerebiliyormusunuz ?

İlişkinizi değerlendirerek, neye ihtiyacınız olduğunu söyleyerek, seks hakkında konuşarak cinsellikten zevk almayı öğrenebilirsiniz.
Hiç diğer kadınların da cinsel problemlerden yakındığı aklınıza geldi mi? Bir ilişkinin başlangıcında tutkuyla seven ancak daha sonra geri çekilen tek kadının siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Belki de eşinizi seviyorsunuz ancak cinsel ilişki sırasında zevk alamıyorsunuz? Eğer bunlar size tandık geliyorsa yalnız değilsiniz…

Cinsellikten memnun olmayı engelleyen bariyerler

Her ne kadar cinselliğin doğal ve kolay olması gerektiğine inanılsa da gerçek farklıdır. Aileden, dinden, okullardan ve medyadan alınan mesajlar ile özellikle de kadın cinselliği sürekli saldırı altındadır. Toplumun cinselliğe yönelik tutumu bu konuda yaşanılan huzursuzlukların ve belirsizliklerin temelini oluşturur.

Farkındalık ve sabır

Cinsellik konusunda zorluklar yaşandığında sabırlı olmak, deneyimi anlamaya çalışmak ve karşılaşılan olası baskı, suçlama ve eleştirilerin etkisini anlamak önemli bir adım olacaktır.

Cinsel ilişki sırasında rahatsızlık veren bir durum ortaya çıkar çıkmaz yaşanılan duyguların ne olduğunu farketmek için içe dönmek gerekmektedir. Bu durumda kişinin kendisine sorabileceği sorulardan bazıları:

Vücudunuz nasıl tepkiler veriyor?
Ne tür duygulanımlar yaşıyorsunuz?
Nefesinizi tutuyor musunuz?
Kalbiniz hızlanıyor mu?
Aklınızdan ne tür düşünceler geçiyor?

Kendinizi uyuşmuş ya da huzursuz hissettiğiniz zamanlarda tam olarak neler hissediyorsunuz?

Kendi yaşantılarınızın ve tepkilerinizin farkında olmak ve kendi bedeninizi tanımak daha sonra rahatlamak ve cinsellikten zevk almak için esas unsurlardır. Farkında olmayı denemek sekste birden bire çok iyi hissedeceğiniz anlamına gelmez, hatta başlangıçta duygularınız ve düşüncelerinizin farkında olmak sizi daha fazla rahatsız edebilir. Eğer üzgün ve huzursuz hissederseniz bu durumda hislerinizle birlikte olmaya devam edin ve derin nefes alın ve kendinize bunun işe yarayacağını hatırlatın.

Sizin ve partnerinizin bu duruma yaklaşımının hassas ve sevgi dolu olması önemli olacaktır. Farkında, kabullenici ve hassas olmak cinselliğinizi ve kendinizi anlamak için esaslı adımlardır. Bununla beraber cinselliğinizi anlamak için kendinize geçmişinize ve ilişkinize yönelik bazı sorular sorabilirsiniz.

Geçmişle bağlantılar…

İlk kez ne zaman böyle hissettiniz?
Başka durumlarda da bu şekilde hissettiğiniz oluyor mu?

Bu şekilde konunun geçmişle nasıl bir bağlantısı olup olmadığını düşünün. Cevaplar durumun nasıl tetiklendiğini anlamanıza yardımcı olacaktır.

Ne zamanlar böyle hissettiğinizi düşünmek ve bunun hislerinizle bağlantısını anlamak da açıklayıcı olabilir. Geçmiş yaşantılarla ilgili duygusal tepkiler, tamamiyle çözümlenmiş olmayabilirler. Bu durumların altında geçmişte yaşanmış bir cinsel taciz veya kaotik bir ailede yetişme gibi durumlar yatıyor olabilir.

İlişkiniz nasıl?

Seksten kendinizi uzak tutuyorsanız bu durum ilişkinizi nasıl etkiliyor?
İlişkinizde cinsellik dışında değiştirmek istediğiniz alanlar var mı?
Partnerinizle tutkunuzu kaybetmenize sebep olacak kadar çok mu vakit geçiriyorsunuz?
Cinsel faaliyetlerinizi azaltacak kadar az vakit mi geçiriyorsunuz?
Önceki ilişkilerinizden taşıdıklarınız şimdi ki ilişkinizi engelliyor mu?
Çocukluk yaşantılarınız peşinizden geliyor mu?
Eşinizden ne gibi durumlarda uzaklaşıyorsunuz? Mesafe almak, korkularınızı ve kaygınızı azaltmaya yarıyor mu?

Belki de endişenin azalmasının tek yolu eşinizden uzaklaşmak değildir. Mesafe hissetmeye başladığınız zaman eşinize bu durumu açıklayabilir, hissettiklerinizden ve istediklerinizden ona bahsedebilirsiniz.

Yavaşlayın ve sakin olun
Bu belirtilerin ortaya çıkmaya başladığını gördüğünüz zaman bazı stratejiler kullanarak daha iyi hissedebilirsiniz. Stratejilerden birisi daha yavaş olmak ve kendinizi daha iyi hissettirecek cinsel aktivitelere daha fazla zaman ayırmaktır. Partnerinizle konuşmaya ve göz teması kurmaya özen gösterin.

Neye ihtiyacınız olduğunu söyleyin
Duygusal, tensel ve cinsel ihtiyaçlarınız her zaman aynı olmayabilir. Daha sert ya da daha hafif bir dokunuş istiyor olabilirsiniz. Neye ihtiyacınız olursa bunu fark etmeyi deneyin ve karşı tarafa iletin. Nasıl hissettiğinizi en iyi siz bilebilirsiniz ve devam edip etmemeye karar verebilirsiniz.

Kendi ihtiyaçlarınızın farkında olmanız ve partnerinizin buna saygı duyması önemlidir. Bu durum bazen ikinizi de gerginleştirebilir, ancak sakinliğinizi korumanızın, sabretmenizin ve gerektiğinde yavaşlamanızın cinsel hayatınızı geliştirmede faydalı olacağını hatırlayın. Partnerlerin birbirlerinin yaşadıkları zorlukları ve sorunları bilmesi ve bunların birlikte çözülmesi gereken durumlar olduğunu düşünmesi iyi sonuçlar alınmasını kolaylaştırır.

Seks hakkında konuşun
Cinsellik hakkında konuşmak her ilişkide önemlidir. Eğer sevişirken nelerden hoşlandığınızı söylemekten utanıyorsanız, bunu partnerinizle başka bir zamanda da konuşabilirsiniz. Neşeli olun; bunları konuşurken çok ciddi olmak zorunda değilsiniz. Cinsel fantezilerinizi paylaşırken kendinizi pek rahat hissetmeseniz de kendiniz için iyi olanı yapın, seks sırasında hoşlandıklarınız ve hoşlanmadıklarınızı anlamaya çalışın ve karşı tarafa iletin.

Seks Yapmanın Bir Faydası Daha Ortaya Çıktı

HEM STRESİ AZALTIYOR HEM DE…

ABD’de yapılan bir araştırma, seks yapmanın zekayı geliştirdiğini ortaya koydu. Maryland Üniversitesi’nden bilim adamlarının çalışmasına göre orta yaşlı farelerin çiftleştikten sonra yeni beyin hücreleri ürettiği ortaya çıktı.

Araştırmada sık cinsel ilişki kurmanın beyin gücünü artırdığı, seks yapmayı bırakan hayvanların ise beyin gücünün yok olduğu görüldü. Geçtiğimiz yıl fareler üzerinde yapılan bir başka çalışmada ise seks yapmanın stresin etkilerini azalttığı görüldü. Seks araştırmalara göre zekayı artırsa da bu durum zeki olan herkesin daha fazla seks yaptığı ya da yapması gerektiği anlamına gelmiyor.

Hatta bazı araştırmalarda da yaşıtlarına oranla daha zeki olduğu belirlenen ergenlik çağındaki gençlerin cinsel aktivitelerini ertelediği belirtiliyor. Psikolog Tracey Shors’a göre yeni beyin hücresi yaratmak zor iş ve bunun için sadece seks değil egzersiz de yapmalısınız. Zihinsel egzersizler beyin hücresi üretimini artırıyor.

Yatakta Mükemmel Uyum!

Biraz ginseng çayı ve birkaç ısırık çikolatanın cinsel hayatınızı ne kadar değiştirebileceğini biliyor musunuz? Ginseng, afrodizyak etkisiyle tanınır ve bitter çikolata da beyindeki aşk kimyasallarını harekete geçirir. Bizden söylemesi!

Herkese akıl vermeye gelince sizden iyisi yok ama yatağa girince ahkam kesen o akıl hocasından eser yok! Galiba yorganın altında kaybettiğiniz akıl hocasını aramak yerine yatakta mükemmel olmanın yollarını arasanız çok daha iyi olacak… Aksi takdirde akıl verdiğiniz herkes mutlu olurken siz karalar bağlayacaksınız…
Yeniden başlayın!
Yatakta ‘cool’ olmanın, her şeyi biliyor gibi davranmanın bir avantaj olduğunu düşünüyorsanız kalenize ilk gol atıldı demektir. Çünkü yatakta profesyonel değil amatör olmak çok daha avantajlı. Eğer hiçbir şey bilmeyen bir amatör gibi yeni şeyler keşfetmeye çalışırsanız tahmin ettiğinizden çok daha iyi anlar yaşarsınız. Örneğin ‘ben bunu sevmiyorum’ diye denemediğiniz bir pozisyon, partnerinizin isteğini yerine getirmemek olur ki; belki daha önce deneyip zevk almadığınız bir şeyden yeni partnerinizle zevk alma şansını yitirirsiniz. Ayrıca her şeyi bildiğinizi sanmak yeni şeyleri keşfetmeye engel olur.
Sakın unutmayın!
Bir şeyi yapmak istemediğini söylemeden önce o şeyi yapmayı en az üç defa denemelisin. Ancak o zaman kesinlikle zevk almayacağından emin olabilirsin!

Konuşmak en iyi çözüm!
Bütün uzmanlar cinsellikte mutluluğu yakalamak için her iki tarafın, ama özellikle de kadınların konuşma konusunda cesur olmaları gerektiğini söylüyor. Biz kadınları normal hayatta susturmak mümkün olmasa da yatakta dut yemiş bülbüle döneriz. Peki ne olur? Biz Amerika’nın keşfedilmesini beklerken kaptan çoktan gemiyi karaya yanaştırmış olur. Kısacası nelerden zevk aldığınızı nelerden nefret ettiğinizi açık bir şekilde söylemelisiniz. Dokunulacak yer var dokunulmayacak yer var, öyle değil mi?
Rahat olmak yakınlaştırıyor!
Cinsellik konusunda performans endişesinin sadece erkeklere özgü bir duygu olduğunu söylemek yanlış olur. Çünkü kadınların da böyle bir endişesi var. Tabii kadının endişesi daha çok; ‘benden önceki sevgilisinin vücudu çok güzeldi kesin yatakta da benden daha iyidir’ olunca sadece duygulara bırakmanız gereken anlar, yerini endişelere bırakıyor. Bu da kötü olma korkusuyla birleşince alınacak hazzı etkiliyor. Siz siz olun yatakta kendinizi düşüncelere değil sevgilinizin kollarına bırakın!

Alışkanlıklara dikkat!
Sevgilinizle ilk beraber olduğunuz andan geriye ‘harikaydı’ cümlesi kalsa da; ilk heyecanla çoğu anı hatırlayamazsınız. Bir ilişki oturduğunda, birlikte uyumaya başladığınızda ise cinsellik de farklı bir boyuta taşınır. Çünkü işin içine güçlü duygular da eklenir. Sıradanlıkla beraber istekler de aktarılmaya başlandıkça çok daha mutlu olacağınıza emin olabilirsiniz.
Aşk olmazsa olmaz!
Yatakta mutlu mu olmak istiyorsunuz? O zaman aslında cevap çok net; sevdiğiniz erkekle birlikte olun. Çünkü karşınızdakine güçlü duygular hissettiğiniz sürece mutlu olmama gibi bir durum da söz konusu olmaz. Tek gecelik bir ilişki yaşayıp, mutlu olduğunuz da olmuştur belki fakat her zaman mutlu olmayı seçecekseniz o zaman bu kuralı aklınızın bir yerinde muhafaza etmelisiniz.

Değişim her zaman iyidir!
Alıştıkça daha mutlu olursunuz dediysek her zaman aynı yerde, aynı günde, aynı şekilde mutlu olursunuz demedik. Rutine bağlamak yerine farklı heyecanlar yaşamak iki taraf için de heyecanı artırır. Böylece karşı tarafı daha fazla arzu eder ve daha mutlu olursunuz.
Balık yağının sırrı!
Yapılan araştırmalar balık yağının denizlerden yatağa doğru gelen bir mutluluk sebebi olduğunu söylüyor. Balık yağı kan dolaşımına etki ederken kadınlardaki testosteron hormonunu da harekete geçiriyor. Bunun için haftada iki defa somon, sardunya gibi yağlı balıklar yiyebileceğiniz gibi balık yağı besin takviyelerinden de yardım alabilirsiniz.

Dünyanın Ünlü Travestileri -1

Ünlü travesti Teri Toye 1980’lerde New York’a adeta damgasını vurdu. 1984 yılında, moda öğrencisi iken New York gecelerinde ünlü kulüplerde travesti sanatçı olarak sahne alıyordu. Ama tasarımcısı Stephen Sprouse ile bir toplantı sonrasında, Teri’yi travesti olarak defilelere çıkarabileceğini söyledi ve ilk defileleri ile bir anda sansasyon yarattı.

80’li yılların sonlarına kadar moda dünyasında fırtına gibi esen travesti Teri, 90 Yıllara girildiğinde ise moda dünyasında bir anda kayboldu ve o ana kadar kazandığı serveti ile halen gayrimenkul işi ile uğraşıyor.

Amerika’da gelmiş geçmiş en iyi modeller arasında yer alan Travesti Toye, LGBT dernekleri ile ortak çalışmalar yapmış, travesti hakları ve travesti varlığı üzerine çalışmalar ve oturumlar gerçekleştirmesinin yanı sıra, Sahip olduğu şöhret ile de Amerika ‘da travesti varlığı konusunda inkar edilemez hizmetlerde bulunmuştur.

Dünyanın Ünlü Travestileri-2

Valentijn De Hingh:  Sık sık karşılaştıkları zorluklar ve engellere rağmen bir eşcinsel çocuğun hayatı hakkında bir belgesel olabilecek hayat yaşamış 21 yaşındaki travesti model.

Valentin ilk defa televizyona sekiz yaşında iken çocuklarda cinsel bozuklukları konu edinen bir talk showa konuk olarak çıktı.

Belgesel yapımcısı Hetty Niesch sonra onu uzun vadede yaşam ve o gelecekte alacağı kararlar hakkında bir belgesel yapmak için uzun bir süre Valentijn ile ilgilendi. Yapılan en iyi travesti belgeselleri arasında gösterilen bu belgesel 2007 yılında Hollanda’da gösterime girdi.

Valentin çekilmiş olan bu Niesch adlı travesti belgeseli henüz gösterime girmeden cinsiyet değiştirme ameliyatı olmuş ve travestilikten transeksüelliğe adım atmıştı.

On yedi yaşındayken 1.80 in üzerindeki boyu ve bir çok mankeni kıskandıracak travesti güzelliği ve travestifiziğiyle Amsterdam’ın en çok aranan mankenlerinden biri olmuştu. Travesti Valentin bundan sonra Paris’te birçok büyük defileye katılacaktı.

O dönem çok istediği gazetecilik mesleğine başlayabilmek için Amsterdam Üniversitesi’nde eğitim almaya başladı travesti Valentin. Dünyada ilk Travesti Model ajansının da kurucusu oldu. Bir Amsterdam modellik ajansı yardımcısı olarak çalışırken, Valentin travesti modellerinde bir artış olduğunu ve her geçen güntravesti modellerin arttığını farketti. Sonuç olarak, onun travesti modellik kariyeri tekrar yeşeriyor vetravesti Valentin sık sık çeşitli dergiler için çekimlere çıkıyor, dergi yorumcuları travesti Valentin’in hala eski güzelliğini koruduğunu söylüyorlar.